Köşe Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Köşe Yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Küreselleşme ve GNU/Linux 2

Uzunca bir aradan sonra tekrar merhaba. Vize dönemi, bayram, kendi içerimizdeki belirsizlikler, üşengeçliğim, düzensizliğim vs. yüzünden yazılar arasına çokça zaman girmesine neden oldu. Bundan sonra düzenli bir şekilde aranızda bulunmak dileğiyle özür dilerim…

Küreselleşme diye genel-geçer bir şekilde tanımladığımız olaylar zinciri aslına bakılırsa hiçte yeni olmayan, dünya iktisadi tarihine baktığımızda iki ana dalganın günümüzdeki sonucu; Ziraat devrimi ve sanayi devrimi. Şimdi klasik üniversite 1. sınıf kitaplarındaki bu kalibresi düşük bilgiden ziyade bizim eşelememiz gereken hadise şu: Bu iki devrimin de maşaları “teknolojik” aletler; saban, buhar makinası. Yukarıdaki bilginin aksine eğer küreselleşmeyi bu iki devrimin sonucu değil de başlı başına bir devrim olarak düşünürsek bu maşa teknolojinin hangi ürünü? İnternet? Bilgisayar? Ve burada GNU/Lİnux’ün rolu nedir? Tahta sabanla demir sabanın savaşını, demir olanın kazanması gibi Watt’ın makinası da Newcomen’in makinasını alt etti. GNU/Linux mü yoksa Windows’un başını çektiği kapalı kaynak yazılımlar ve mantık mı? Bu yeni devrimin sembolu, ana öğesi hangisi olabilir? Ya da şöyle düşünelim Teknoloji ve onun kaynağı bilim, üretici konuma gelirken GNU/Linux burada nerede, nasıl durabilir?Bu soruların cevaplarını aramadan önce şöyle bir kendimize bakalım.

Yerelden düşünmek gerekirse ülkemiz adına temeller 1983-2003 Türk Bilim Politikası Adlı döküman ile atılmaya başlandı. İlk toplantısını 1989′da yapan ancak kuruluşu 1983′e dayanan BTYK‘nın yavaşlığından ve işlevsizliğinden anlaşılacağı üzere pekte “sivil” bir girişimden bahsetmek zor.

Bu tür hareketlerin temel nedeni ulusal strateji oluşturma. Teknolojinin ana motorlarının ekonomi ve politika olduğu düşünülürse bu ulusal stratejilerimizi Windows ve yardakçılarından oluşturmak kadar hedefsiz ve teslimiyetçi davranmamıza şaşırmamalı. Ner neyse bu ayrı bir konu daha sonraya saklayalım.

Yerelde bu kültürü ve bilinci aşılamanın 2 yolu var. Propaganda ve eğitim. Propagandanın işlevselliğini dönemlik kabul edersek elimizde en sağlam yol olarak eğitim kalıyor. Bakalım bizim doğru yolu bulmamız için geçmesi gereken süreçte neler yapmışız?Diğerleri neler yapmış? Herkesin her yaptığından ziyade ana öğelerden bahsetmek daha doğru olacaktır.

Örneğin; Amerika Birleşik Devletleri’ nde 1996 yılında Uluslararası Teknoloji Eğitimi Birliği ( ITEA) tarafından ortaya atılan “Tüm Amerikalılar için Teknoloji” projesiyle anaokulundan 12. sınıfa kadar teknoloji okur-yazarlığı standardı oluşturmak ve ABD’ deki teknoloji eğitimini tanımlamak ve geliştirmek amaçlanmış.

AB ülkelerinde ise bu eğitim Almanya ve İtalya’da 6-15, İngiltere 5-15, Fransa’ da 6-14 yaşları arasında zorunlu hale getirilmiş. Evet Avrupa’ daki tanıdık yüz Yunanistan ise 1976 yılında çıkartılan yasayı ancak 1995′ de uygulamaya başlayabilmiş. Üzüm üzüme baka baka kararır…

Uzak Doğu’ da ise Japonda bu hareketlere ve uygulamalara tam tanıma 1957 yılında başlamış! Düşünsenize “Caponlar yapıyorlar abi” dememizi sağlayan kültür ve bilgi birikimi için karar verme ve uygulamaya koyma tarihleri 1957! Bizim aynı politikayı sırf AB’ ye entegre olma zorunluluğu ve popülist hareketlerle göstermelik bir şekilde uygulamaya koyma tarihimiz 2007!!! Hani derler ya 50 yıl arkadan takip ediyoruz. Son derece önemli ve gerçekçi.

Fransa’nın ve Almanya’nın GNU/Linux’e önem vermeye başlamasının en önemli sebebi aslına bakılırsa teknolojik kültür birikiminin getirisiyle bu son devrimi kaçırmamak. Çünkü onlarda çok iyi biliyorlar ki 1. ve 2. Dünya savaşındaki başarısızlıklarının ( Fransa için 1. ve 2. Dünya savaşının sonucunu başarı olarak görmek oldukça polyannacılık olur) ana sebebi sanayi devriminin trenine son vagonda binmeleri. (Burada bir dip not vermek gerekir. Bilinenin aksine Fransa, Sanayi devriminin İngiltere’ den sonraki en büyük örneği değildir. Ufak ve her zaman gözden kaçırılan bir istatistik vermek gerekirse; 1830′ larda Sanayileşmeye başlayan Fransa’nın o zamanki ziraat’te çalışan nufus oranı %52 iken 1950′lerde bunu ancak %30′a çekebilmiştir. Kısacası başarısızdır. İngiltere ise %22′ile başladığı yolculuğu 1950′li yıllara gelindiğinde %5′e indirmeye başarmıştır. Almanya ise çok sonra başlamasına rağmen daha iyi bir performans göstermiş.) Burada elbetteki olası bir 3. Dünya savaşının sonucunu GNU/Linux belirleyecek demiyorum zaten en azından şimdi böyle bir şey demek aptalca olur (= . Fakat GNU/Linux kültürünün olduğu ve buna önemsiyen bütün devletler şunun farkında. Teknoloji kültürü edinmek, onu üretmek için birinci şart! Kısacası; GNU/Linux, “Windows” veya “kapalı mantık” gibi teknolojik kültürsüzlük değil, aksine onu yaratılmasına yardımcı olur. Hele ki bu yarışta bizim gibi çok arkalarda kalmış ülkeler için. Bundan dolayı Pardus bizim için çok önemlidir ve milli davalarımızdandır. 3. Dünya ülkelerinin Linux’e geçme çabaları, ufaktan ufaktan dağıtım çıkarma çalışmalarının ana nedeni de ne güvenlik ne de ekonomik konular. Esas neden kaçmak üzere olan teknolojik kültür trenine en kısa yoldan ve en sağlam şekilde atlayabilmek.

Bu trenin içinde nasıl yer alınabilir. Trenin neresinde olununursa küreselleşmeden en iyi şekilde yararlanılır veya en düşük seviyede zarar görülünür haftaya bırakalım.

Teknovole.com
Bookmark and Share

Küreselleşme ve GNU/Linux 1

Küreselleşmenin tanımını koymak oldukça güç. Daha ne olduğu tam olarak belli olmayan; görüşlerden görüşlere, düşünürlerden düşünürlere, siyasetçilerden siyasetçilere, iktisatçılardan iktisatçılara değişkenlik gösteren bir olgunun tanımını koymak, deveye hendek attırmaktan bile zor.

Bildiğimiz üzere küreselleşme ve teknoloji, iletişimi sınır tanımaksızın hayatımızın odak noktası haline getirdi. Bundan payını alan bir diğer oluşum ise Linux. Linux’ün herkesçe bilinen hikayesi; Yaratıcısı Linus Torvalds’ın ürünü olması ve tüm dünyaya bir şekilde yayılması. Buraya kadar her şey bir şekilde anlamlandırılabilir. Ancak yaratıcısının gelişmesine senelik sadece %0.6′lık bir katkı yaptığı bir sistem nasıl olur da bu kadar sahiplenilebilinir?

“Linux’e neden geçiş yaptınız” sorusunda sunulabilecek seçeneklerden biri de kesinlikle “politik görüş” . Salt geçiş sebebi elbette bu değil. Hatta seçeneklerin çok alt sıralarında. Ancak işin içine GNU kavramı girdiğinden Linux kullananları birbirine kenetleyen, itici güç haline gelen nokta da aksine “politik görüş” . Belirtmek gerekir ki Linux kullananların çoğu aynı görüşte demek büyük bir yanılgı olur. Fakat hepsinin buluştuğu bir nokta var; Özgürlük!

Şimdi biraz küreselleşme ve küreselleşme karşıtlarına değinelim. Basit anlamda küreselleşme, Liberalizm’in ( Aslında neo-liberalistler dersek daha doğru olur ) Dolayısıyla kapitalizmin bir ürünü veya modifiye edilmiş devamı. Ürkütücü olmasının yanında cesaret verici olması da bir gerçek. Şimdi bu şartlar artında Küreselleşme karşıtlarını anlamaya çalışalım. Kendilerini kadrolu eylemciler olarak tanımlayan bir grup dünyanın her yerinde küreselleşme karşıtı eylemlere katılmaktalar. Bu eylemcilerin profillerine baktığımızda göze çarpan ilk gerçek; Maddi olarak doyurucu bir gelire sahip olmaları! Hatta bir çoğu bu eylemleri bir hobi olarak gördüklerini dile getiriyorlar. ( Bunları Küreselleşme karşıtlarını küçümsemek, gerçek dışı bulmak adına yazmadığımı belirtmek isterim ) Şöyle küçük bir sonuç yazmak gerekirse; Küreselleşme karşıtlığı alt tabakanın değil, “İşi bilen” üst tabakanın sahiplendiği bir görüş. Burada ülkemizden de bir örnek vermek isterdim ama her şey de olduğu gibi burada da tanımsısız. Örneğin; Dünya’da sol görüş eylemlerde sol elini kaldırır bizdekiler sağ elini. Siyaset sahnesinde bizi biz bile anlamıyoruz.

Özgür Yazılım veya Linux ya da GNU/Linux, küreselleşmenin karşısında duran bir güç müdür? Açık Kaynak yazılımları destekleyen, kullanan, tanıtmaya çalışan, hatta savunan insanlar küreselleşmeye karşı mıdırlar? Yoksa yanında mı?

Küreselleşme karşıtlarının, karşıtlık için sunduğu en büyük dayanaklardan birisi, Küreselleşmenin vadettiği özgürlük yerine baskı, dayatma, izlenme-dinlenme ( 1984 – George Orwell ) gibi özgürlüğün tam zıttı eylemlerde bulunması. Yani bir taraftan bakıldığında sanal alemdeki Özgür Yazılım kullanıcıların kapalı kaynak yazılımları kullanmamasındaki sebeplerden bir kaçı. Kısaca bağlamak gerekirse, gerçek dünyadaki küreselleşme karşıtları ve küreselleşmeciler arasındaki kavganın bir benzeri hatta paraleli, sanal alemde özgür yazılım ve Microsoft arasında gerçekleşiyor. Özgür yazılım destekçilerini yakından takip eden biri olarak gözlemlediğim bir paralellik mevcut. İki tarafta ( küreselleşme karşıtları ve özgür yazılım destekçileri ) karşı oldukları olgunun aslında vadettiği şeyleri vermemesinden şikayetçi. En azından özgür yazlıma/küreselleşme karşıtlığına sempati duyulmasının sebebi vadettiklerin hayal mahsulu olması.
Bookmark and Share

Teknoloji ve Küreselleşme 2

Geçen haftaki yazımda “küreselleşme ve Teknoloji”ye kendi çapımda küçükte olsa değinmiştim. Atıfta bulunacak güncel yazı bulamadığımdan kendi kendime atıfta bulunmaya karar verdim (:

Geçen hafta şöyle bir cümle kurmuştum. “Evet, küresel dünyaya ayak uydurmamızı teknoloji sağlıyor ya da teknoloji globalizm’in elindeki bir maşa gibi bizi kıvama getiriyor, yavaş yavaş ağır ateşte.” Burada neyin kıvamına getirdiğimizden bahsetmemiştim. Aslına bakılırsa cevabı çok basit. Ancak en sade ve akılda kalıcı şekilde Cipolla, Dünya Nüfusunun İktisadi Tarihi adlı kitabında bahsetmiş; İsteklerimizi ihtiyaç haline getirmemiz! Kitabın 2. bölümünün ilk paragrafını aynen geçiriyorum. İlk ve son cümlesine dikkat.

“İnsan bazı “istek”lerine “ihtiyaç” gözüyle bakar. Yeme ve içme insanın vazgeçemeyeceği fizyolojik ihtiyaçlarıdır. Giyinme ve ısınma gibi aynı derece vazgeçilmez görünen ihtiyaçları da vardır. Nihayet, daha yüksek düzeyde, okumak, müzik dinlemek, seyahat etmek gibi istekleri de mevcuttur. İnsanın isteklerinin sonu yoktur, ama bir başlangıcı vardır. Bu başlangıç, hayatı sürdürmeye yetecek asgari beslenme düzeyidir.“

Sanırım her geçen gün gelişen, yenilikler doğuran teknoloji tam da biz insanoğlunun aradığı şey. İşin enteresan tarafı teknolojiden git gide korkmamıza rağmen bağımlılığımızda bir o kadar artıyor. Belkide 1000 yıl sonra bizlerden ” Teknolojiden korkan buna paralel olarak tapan ve bağımlı olan insanlar” olarak bahsedicekler.
Bookmark and Share

Ubuntu 9.10 Güzellikler ve Sıkıntılar

Bilgisayarımda 4 dağıtım kurulu; Ubuntu, Linux Mint, Pardus ve Sabayon. Dün bunların arasına 2. bir Ubuntu daha geldi. Linux serüverine başladım başlayalı dağıtımların beta sürümlerini kullanmayı alışkanlık haline getirdim. Ancak 9.10′u bir türlü deneme şansım olmamıştı ( Bunda yeni dağıtımları deneme işine verdiğim hız da etkili ) 8.10′un bana hiç bir şekilde sorun çıkarmaması, oldukça kararlı çalışması vs. onu bir türlü bırakamama sebep oldu. Hatta onun ergonomisine o kadar alışmışımki 9.04′ü sadece ve sadece 1 ya da 2 saat kullandım. Yeri belliydi ve bir daha kullanılmamak üzere .iso cd’si çantanın derinliklerine yollandı. 9.04′deki bu sevimsiz maceradan sonra 9.10′u kurarken aklımda sürekli “ama”lar gezindi durdu. Sonuç mu? Bence bu olmuş. Öncelikle belirtmek gerekirki Ubuntu’nun amaçlarından birisi “son kullanıcıyı tavlamak” . Nedir son kullanıcıyı tavlamak? Günlük sıradan işlerin en kolay yoldan, en sorunsuz şekilde yapılması. 9.10′u güzel yapan küçük işler nedir?

Linux işletim sistemlerini kullanmaya başlayalı sürekli çevremdekilere aşılamaya çalıştım. Önceleri o kadar ısrarcı davranıyordumki kurmaya meyilli insanları bile “lanet olsun kurmuyorum” diyecek kıvama getiriyordum. Yine de başarılı olduğumu söyleye bilirim. Çok insanı Ubuntu, Pardus, Mandriva ve Mint gibi dağıtımlarla tanıştırdım. Çoğunlukla benim de kullanmamın etkisiyle Ubuntu’yu tercih ettiler. Bunları neden söylüyorum. Genel sıkıntılardan birisi Gparted kullanmak zorunluluğuydu. Basit bir işlem olan Usb bellekleri biçimlendirme işini Windows’da sağ tıkla > biçimlendir olarak bilen son kullanıcı için her biçimlendirme de Gparted’ı açmak oldukça anlamsız. İşte bu sıkıntıyı 9.10′la birlikte Ubuntu gidermiş. Sağ tılla > Biçimlendir! Oldukça da başarılı olmuş. Firefox tam anlamıyla muazzam çalışıyor. Kronikleşmiş sorunu olan sayfaları kaydırırken saçmala olayına 2 günlük kullanımımda hiç raslamadım.

Bahsedeceğim 2. güzellik ise PyRoon. Windows kullanırken çok önceleri kullanmıştım ( Ya da kullandığım programı PyRoon sanıyorum ). Oldukça hoşuma gitmişti. 9.10′la beraber depolara girmiş. Küçük bir tanıtımını/incelemesini pazartesi ya da salı günü teknovole de bulabilirsiniz.

9.10′da yaşadığım en büyük sıkıntı ise şifre pencesinde satırın şeçili olmaması. Evet böyle yazınca ben de anlamadım (: Örneğin; Synaptik’i açtığınızda ya da root olmanız gerektiğinde şifre paneli karşınıza çıkar. Şifreyi yazdığınız satır eskiden seçili olurdu. Hiç bir şeyle uğraşmadan şifrenizi yazar, onaylardınız. 9.10 da benim gördüğüm kadarıyla işler böyle yürümüyor. İllaki satıra farenizle gelip bır tık yapmanız, olmadı Tap tuşuyla geçmeniz gerek.


Bol Linux dolu günler . . .
Bookmark and Share

GNU/Linux İçin Tehlike Çanları

Malumunuz Google ve Microsoft iki dev şirket. Kısacası bu diyarda kapitalizm’in 2 kardeşi. Hem rakip hem kardeş. Nasıl mı? Bu kardeşliği sağlayan ortak bir nokta var, GNU/Linux! Evet biri karşısına alıp önüne setler sererek, bir diğeri koynuna alarak Özgür Yazılım’a zarar veriyor. İkisininde tavrını biliyoruz. Microsoft son dönemlerde her ne kadar yumuşak gözükse de Açık kaynak’a ezelden beri karşı olan, Google ise son dönemlerde iyice tavrını netleştirerek Özgür Yazılım’a destek(!) veren şirket. İşte dananın kuyruğunun koptuğu noktada burası.

Windows kullananlarda gözükmeyen ama GNU/Linux kullanıcılarında hat safada bulanan fanatizmi Google delmiş durumda. GNU/Linux camiasının Google’a sempati duyduğu bir gerçek. En azından Microsoft’a takındıkları tavırla çok daha farklı. Esas konumuz olan Google ve Özgür Yazılım ilişkisine değinelim.

Amiyane tabirle SSCB’nin kucağına düşmek istemeyen Türkiye’nin NATO’nun dolayısıyla ABD’nin kuşağına oturması gibi Linux kullanıcıları Google’nın kucağına yerleşmiş durumda. Tipkı her pisi pisi diyenin yanına koşulsuz giden karaktersiz kediler gibi. Bu yazdıklarıma kızacak olanlar çıkacaktır elbet. Belirtmek gerekirki topyekün bir hareketten söz etmek imkansız. Fakat ufak ufak başlayan bu hareketlerin büyümesi durumunda gelecek o kadar da aydınlık değil. Daha önce Google – GNU/Linux ilişkisine şurada Can değinmişti. Orada verilen Adobe örneğinde olduğu gibi sanki Linux kullanıcıları bedava AR-GE muamelesi görmeye başladı. Bu duruma bir yenisi daha eklendi. Geçtiğimiz günlerde Firefox’un yeni sürümlerinde Chrome arayüzü kullanacağı haberleri çıktı. Google, Mozilla Vakfı’na maddi ve manevi destek vermiş/veriyor olabilir. Peki Özgür Yazılım’ın duruşu nerede kaldı? Burada şöyle bir tezat ortaya çıkabilir. Geçen haftaki yazımda Linux’un yaygınlaşması için bazı önemli noktalarda Windows’la uyum sağlanması gerekir demiştim. Bu uyum Linux’un bir adım geride gözüken noktalarda kullanıcı tavlamaya yönelik bir düşünce. Kulvarının bence en iyisi Firefox’un Chrome olmasına hiç ama hiç gerek yok.
Bookmark and Share

Teknoloji ve Küreselleşme

İletişim, İnternet’in inşaası ile birlikte yeni bir boyut kazandı. Coğrafyanın iletişimin önündeki engeli ortadan kalktı. Alanlar daraldı. Zaman kavramı internetin bu denli devreye girmesiyle iletişimin içindeki rolunu kaptırdı. Aslında toplumsal dönüşüm süreçlerini sadece teknolojik gelişmelerin indirgemek aşırı basitleştirme ve kolaycılık olabilir.* Ancak Teknoloji, küreselleşmenin lokomotifi durumundadır. Bu yazının yayına girmesiyle Danimarkada’ki herhangi birinin okuması arasında saniyeler olabilir. Peki bunun bilim-kurgu filmlerindeki ışınlanma sahnelerinden farkı var mıdır? Sonuç itibariyle bilgi artarımı dolayısıyla iletişim mesafe tanımaksızın saniyeler içinde A noktasından B noktasına ulaşıyorsa, devletlerin çizdiği sınırlarını hiçe sayıyorsa, ırk, dil, din önem vermiyorsa ve bunu teknolojinin yardımıyla hatta taa kendisiyle yapılıyorsa bir durup düşünmek gerek. Küreselleşme teknolojiyi kullanarak bizi birbirimize yaklaştırıyor mu yoksa uzaklaştırıyor mu?Yoksa küresel olan internetin yerel olan kullanıcıların vazgeçilmezi olması büyük bir ironi midir?

İlk sorunun cevabına gelirsek. Teknoloji ve küreselleşme ortak çalışmalarıyla bizi birbirimize yakınlaştırıyor. Örneğin; Teknovole ekibininden Ankara’da yaşayanda, İstanbulda yaşayanda, Trabzonda yaşayanda, kıbrısda yaşayanda var. Peki yaa ortak kararlar nasıl alıyor? Çok basit hepimiz neredeyse her gün kullandığımız e-posta hizmetleriyle, forumla e-posta gruplarıyla. Peki farkında mıyız? Sıklıkla kullandığımız hayatımızdaki yeri peynir ekmekten farkı kalmayan bu uygulamarın bizi bize yakınlaştırdığını? Evet, küresel dünyaya ayak uydurmamızı teknoloji sağlıyor ya da teknoloji globalizm’in elindeki bir maşa gibi bizi kıvama getiriyor, yavaş yavaş ağır ateşte.

* HABLEMİTOĞLU, Şengül – Küreselleşme/ Düşlerden gerçeklere – S.27

Not: Haftaya cumartesi bu konunun 2. bölümünü “küreselleşme ve Linux’u” yazmaya çalışacağım
Bookmark and Share

Muayene Olmak ya da Olmamak / Bir e-devlet hikayesi

Sigarayı bıraktık madem geri başlamamak için ne gibi önlemler almak lazım öğrenmek için hastaneye gittim. Üniversiteden dolayı babamın sigortasını kullanabiliyorum ancak hastaneye gittiğimde bir gerçekte karşılaştım. Her üç ay da bir yenilenmesi gerekiyormuş! Gidip ellerimle belge göstermem lazım anlayacağınız. Kısacası, yemişim e-devleti kimi kandırıyorsunuz?

Her neyse hastanedeki görevli öğrenci kimliğiyle hallolacağını söyleyince SGK’ nın merkezine gittim. Tahmin edilebileceği gibi öğrenci kimliğiyle olmuyordu. Kampüsün yolları gözükmüştü. Öğrenci işlerinden “öğrenci olduğuma dair belge”yi ve SGK onayını aldıktan sonra sonunda muayene olabildim. Zaten kuru öksürük tutmuştu onun içinde hekim sağ olsun ilaç yazdı ( Kuru öksürük ne kötü bir şeymiş ) . Sabah 8′de evden çıktığında kendini gayet iyi hisseden ben oldukça yorgun hissediyordum. Dolmuşa atlayıp Meydan’a ( Trabzon-Merkez) geldim. Eczaneye girdiğimde şansız gün devam diyordu. Evet, reçetede kaşe yoktu! 9 vasıta değiştirmiştim, 2 tanesini daha göze almayıp eve geçtim. Geçtim ama süpriz mi dersiniz kötü talih mi dersiniz her ne zıkkımsa yakamı bırakmamıştı. Anahtarımı unutmuştum! Hayır, hayır bu olmamalıydı (: Yan komşum sürekli anahtarını unuttuğundan kartla kapıyı açmada uzmanlaşmıştı. İzleye izleye öğrenmişim herhalde 15 dakikalık uğraştan sonra eski tip tahta kapıyı açtım (:

Sonuç: Yatak-yorgan yatıyorum. Grip olmuşum. Bir daha hastane mi? Allah korusun.
Bookmark and Share

Sigara ve Sonrası

Ankara’nın Dikmen’inde oturuyoruz (: Bilen bilir yokuşlarıyla ünlüdür. Her neyse bundan yaklaşık 11 sene evvel Dikmen’in ünlü yokuşlarından birini çıkarken babam, paketini her zaman taşıdığı gömlek cebinden sigarasını çıkardı ve attı. O gün bugündür sigarayı eline almamıştır. Ailede yumurta popoya dayamadan hareket edememe hastalığı var herhalde. Geçen hafta pazar günü gece uyuyamadım. Öksürmekten boğazlarım acıyor, göğsüm ağrıyordu. Nefes bile alamıyordum. Bir anda kalktım ve masamın üzerindeki paketi alıp çöpe şutladım. Bir haftadır sigara içmiyorum. Gün içerisinde zorlandığım tek bölüm var. O da kahvaltı sonraları (: Daha önce sigaraya yeni başladıktan 1 ay sonra bırakmıştım ama daha kendimi yıpratmadığımdan sigaralı ve sigarasız hayatın farklılıklarını anlayamamıştım. Artık çok daha iyiyim. Bir haftalık süreç bile bunu fark etmemi sağladı.
Bookmark and Share

3G ve Türkiye

Daha önce bir iki kez yazılarda değinmiştim. 3G olayına tamamen takılmış durumdayım. Hayır, takıntım 3G’nin kendisi değil. Türkiye’de olması. Niye mi?

NTV’in Turkcell 3G reklamlarında geçen bir cümleye hiç dikkat ettiniz mi? Cümle aynen şu; “Elektrik kesintilerinden bile . . .” Yahu arkadaş biz daha elektrik kesilmesi olayını normal bir olaymış gibi gören ve bunu fazlasıyla benimseyen bir milletken neyimize 3G ? Düşünsenize “Dünyanın teknolojisi”, “teknolojinin çığır aştığı nokta” diye lanse edilen 3G’yi satmaya çalışırken elektrik kesintilerinden pay çıkarmaya çalışılıyor. Yahu 3G gelse ne gelmese ne? Elektriği olmayan köye çamaşır makinası vermenin mantığı ne kadarsa 3G’nin mantığı da o kadar.
Bookmark and Share

Özgür Yazılımların ve Linux işletim sistemlerinin Microsoft uyumluğu

Gerek Türkçe olsun gerek yabancı kaynaklar olsun. Her yerde ortak bir tartışma var. Linux Microsoft’a uyum sağlamalı mı? Tahmin edildiği gibi Linux topluluklarında bu soruya karşı keskin bir tavır var. Bence de son derece haklılar. Teknik detayların dışında Linux’un ve Gnu’un kendine has duruşu mevcut. Bu duruş her ne kadar tek kalemde Microsoft’a karşı olmasa da tekelciğin odak noktasında olduğundan laf dönüp dolaşıp Microsoft’a geliyor. Bu uyum Linux’un duruşunu da zedeleyebilir ancak gözden kaçırılan bir nokta var.

Bilgisayar kullanıcıların ilk kullandıkları işletim sistemi ezici bir oranda Windows. Burası bir gerçek. Peki amaç Özgür Yazılım’ın ve Linux’un yaygınlaştırmasını, bilinirliğini arttırmaksa yöntemlerden biri de Microsoft uyumluluğundan geçmek değil midir?. Son 3-4 yıllık süreçte Windows kullanıcılarını açık kaynakla tanıştıran, kullanıcıları GNU/Linux’e yönlendiren, Özgür Yazılım’ı öğreten OpenOffice, Firefox gibi yazılımların Windows versiyonları değil midir? OpenOffice’nin Microsoft Office dosya formatlarıyla uyumu olmasa bu kadar yaygınlaşabilir miydi?

Bunları söylerken niyetim kesinlikle Microsoft’a bağımlı olmak zorundalığı değil. Ancak işlerin biraz daha kolay yürümesi için bu uyumluluğun belli noktalarda kullanılmasını gerekiyor.
Bookmark and Share

Linux ve Fanatizm

Hayatımda fanatiklik Galatasaray dışında yoktur. Gnu/Linux haricinde bir yazılım kullanmayı tercih etmem. Linux yanında Windows’a ihtiyaç duymam. Bu tercihlerim elbetteki fanatiklik düzeyinde değil sadece bir seçim. Keskin bir Windows düşmanlığımda yoktur. Hatta dizüstü farem Microsorftur. Bu sanal dünyada belki de tek fanatikliğim Gnome! Ona yapılan haksiz bir eleştiri gördüğümde cinlerim tepeme geliyor desem yalan olmaz (: Gnome her zaman eleştirilir. Evet, haklı olunan yanlar vardır. Beğeniler doğası gereği subjektif olmak zorunda ama el-insaf Gnome’nin nasıl olur da görsellik sunmadığı söylenir! Yorumlara bakıyorum gözüme fazlasıyla şu düşünce takıldı ; ” Neden çift panel kullanıyor, çok gereksiz” . İnanır mısınız klavyeyi yiyecek duruma geliyorum. Eee be kardeşim sağ tıkla kaldır. Nedir yani bu mudur eleştiri?
Bookmark and Share

GNU ve Hallacı Mansur

Özgür Yazılım’ın içine girdim gireli her zaman Hallacı Mansur‘un En-el Hak ( Ben Tanrıyım ) sözü aklıma gelir. En-el Hak’ı kısaca özetlemek gerekirse; Tüm kainat Allah’dandir ve Allah her yerdedir. Ben de bu kainatın bir parçasıysam Allah benim de içimdedir, bende de Allah’dan bir parça vardır. Bu durumda ben Allah’ın bir parçasıyım. Bundan dolayı bir kullanıcı olarak bile kendimi GNU felsefesinin içinde hissederim. Çünkü her Özgür Yazılım kullanıcısı, destekçisi, geliştiricisi vs. bu olgunun içinde yer alıyor. Öyle veya böyle, az veya çok katkıda bulunuyor.
Bookmark and Share

Linux Treninde Olmak ya da Olmamak

Dünya üzerinde hiç bir ülke yoktur ki ikili görüşmeler yapılırken şirketler işe karışmasın. Elbette dünyayı yönetenler siyasiler olduğu kadar da – belki de daha fazla – şirketlerdir ancak bazı ülkeler işletim sistemlerinde değişikliğe gitti. Peki biz bu treni kaçırdık mı yoksa Pardus’la beraber zaten içinde miyiz? Hemen statcounter.com‘a göre kullanım oranlarına göz atalım. 2008-2009 aralıklarına baktığımızda Avrupa’da Linux kullanım oranı %1.4 Fransa’da ise bu oran %2‘ye kadar çıkıyor. Fransa’da biraz daha fazla olmasındaki sebep resmi kurumların Ubuntu’ya geçişlerinin hız kazanması. Benim gördüğüm kadarıyla Dünyada Linux oranı en yüksek ülke %8′le Küba! Elbette bunda politik nedenler ilk sırada. Gelelim esas konumuz Türkiye’ye. Linux kullanım oranını ancak “other” şıkkından yolla öğrenebiliyoruz %0.48. Windows’dan Linux’e geçiş aşaması olarak gördüğüm tarayıcı (browser) seçimlerinde ise daha parlak bir oranımız var Firefox’un kullanım oranı %10.4. Buradan şu yorumu yapma şansımız var. Açık kaynak nedir öğreniyoruz ve bundan sonra Linux’e geçiş aşaması daha hızlı olacaktır. Bu oranların gerçeklik payı tartışılır fakat bize bir yol haritası sunduğu da bir gerçek. Milli Savunma Bakanlığı, RTUK, ASAL, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü, Bergama Belediyesi, Ceyhan Belediyesi, Adıyaman Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Batman Üniversitesi Pardus kullanan resmi kurumlar.

Bunların dışında Petrol-İş Sendikası Pardus kullanan tek sivil-toplum kuruluşu. İşte bence dikkat çekilmesi gereken nokta burası. Her ne kadar devletin Microsoft’a bağımlı olduğunu, Pardus’a rağmen Linux’ü gözardı ediyor desek de devlet Linux’e bizden daha fazla önem veriyor. Merak ediyorum sansuresansür, engellerikaldır gibi oluşumlar sivil-toplum örgütlerine gidip ” Bakın internet ortamında zaten yasaklarla boğuşuyoruz bu mantaliteyi yok etmemizin bir diğer yoluda özgür yazılımları kullanmak” demiş midir?
Bookmark and Share

Google Microsoft Olur Mu?

Arama motorlarının pazar lideri Google tarayıcı piyasasına Chrome ile hızlı bir giriş yaptı. Google ile Microsoft arasındaki rekabete Microsoft arama motoru Bing ile cevap verirken Google’dan yeni bir atak geldi. Chrome Os! Unix tabanlı bu işletim sistemiyle Windows serilerine karşı büyük bir şirketin piyasaya girmesiyle gelecek için çeşitli senaryolar yazılmaya başlandı bile. Google’ın açık kaynağa verdiği destek üst düzeyde. Bundan dolayı Linux severlerin açık bir desteği var. Ancak bazı soru işaretleri de yok değil. Başlığımızda da dediğimiz gibi Google tekelleşme yolunda ilerlemekte. İnternet de kullandığımız çoğu hizmetin altından Google çıkıyor. Hatta çıkardığı işletim sistemiyle Microsoft’un Windows serilerinden çok Linux dağıtımlarının lokomotifi Ubuntu’dan kullanıcı çalacağı endişeleri mevcut. Bir diğer endişe ise bu açık kaynaklı sistemin lisans durumu. Resmi açıklama olmasa da Lisansın GPL 3.0 olacağı kulislerde dolaşan dedikodular. Beklentileri bu yönde, aksi düşünülmek bile istenmiyor. Eğer lisans bu şekilde olacaksa Linux’un geleceğinin çok çok parlak olacakğı kesin gibi. Google’un her ne kadar tekelleşme endişelerine sahip olsak da biz linux severleri memnum eden bir diğer gelişme ise artık donanım şirketlerinin linux uyumlu driver çıkarmak zorunda olmaları. Google’ın açıkladığı donanım ortaklarına baktığımızda Acer, Adobe, Asus, Freescale, HP, Lenovo, Qualcomm, Texas Instruments ve Toshiba gibi güçlü markaları görüyoruz. Bunların yanında her ne kadar açıklanmasa da Samsung, Dell ve Sony’yi de ekleyebiliriz.

Sonuç itibariyle Google, Linux’un kullanıcı piyasasından pay çalmaya yönelik değil de Windows pastasına göz dikerse fazlasıyla hareketli gelecek bizleri beklemekte . . .
Bookmark and Share

Devlet ve Pardus

Anadolu Pars’ın bilimsel adı ise “Panthera pardus” dan ilham alınarak adı Pardus koyulan bu milli linux dağıtımıyla devletin kamudaki yazılım masrafından bir nebze olsun kurtulunacaktı.

Teklonoji’nin yaşamımızın tam ortasına oturmasının yanı sıra devletlerinde stratejileri içerisinde evvelden beri yer alıyordu. Gerek askeri gerek kamusal alanda uluslararası arenada ben de varım demek için teklonojinin bütün nimetlerinden faydalanmak şart koşulur oldu.

Soğuk savaş döneminin kalıntısı olan “ben de daha iyisi var” yarışı belkide teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesinin baş aktörü. Rusya’nın başını çektiği Sovyetlerle, ABD’nin başını çektiği Kuzey Atlantik Paktı’nın ( NATO) Teknoloji kapışması sırasında Ege kıyılarında Türk-Yunan F16′larının it dalaşında bulunması belki de günümüzde teknolojik anlamda geri kalmamızın ironiğidir.

Günümüz konjonktüründe kolay kolay sıcak savaşlar olmasa da teknoloji savaşlarının – biz her ne kadar farkında değilsek de- son sürat devam ettiği bir gerçek. Bir diğer gerçek ise bu konuda çok ama çok geride kalmış olmamızdır. Ne teknoloji üretecek beyinlere destek veriliyor ne de üretilene. Buram buram teknik fikirlerin kokması gereken üniversitelerimizde kısa yoldan para kazanmanın derdiyle yanan öğrenciler yetiştirmektedir. Elektrik ve Elektronik Bölümlerinde okuyan öğrencilerin çoğu elektrik mühendisliğini seçmekte. Neden mi? Çünkü Özal gençlerinin “İmza alanı daha geniş, öyleyse elektrik seçmeliyim” mantalitesi maalesef genlerine işlemiş vaziyette. Bu örnek diğer bölüm öğrencileri içinde çoğaltılabilir. Böylesine çürümüş bir mantalitenin üzerinde teknolojinin gelişmesini beklemek elbette hayalperestlik.

Bunlara rağmen devletin işletim sistemine verdiği tonla parayı belkide bir nebze olsun eritmek için 2005 yılında bir fikir atıldı ortaya. Anadolu Pars’ın bilimsel adı ise “Panthera pardus” dan ilham alınarak adı Pardus koyulan bu milli linux dağıtımıyla devletin kamudaki yazılım masrafından bir nebze olsun kurtulunacaktı. Pardus geliştikçe gelişti. Dünya da hatırı sayılır Linux dağıtımları arasında yerini aldı. Hatta bazı kamu kuruluşlarında kullanılmaya bile başlanıldı. 42 kamu kurumunun, ișletim sistemi lisanlarına 2003-2007 yılları arasında 28 milyon TL’yi așkın ödeme yaptığı güzel ülkemizde 18 kamu kurulușu’ nun maliyet dahi bildirmediğini geçmeyelim. GNU/Linux dağıtımı Pardus’uun kullanımının yalnızca RTÜK ve Milli Savunma Bakanlığı Asker Alma Dairesi ile sınırlı kalması acı ama gerçek. Hazır yemeye alışmış bir toplumun ve devletin Pardus’a geçmek için daha önünde çok yıl ve neyseki “Bill” amcaya bolca verilecek parası(mız) hala var!
Bookmark and Share